iki sesli bir alan

Uzun yıllar boyunca iki farklı dünyada yaşadım.

Gündüzleri kurumsal yapılarda çalışan, sistemler kuran ve karmaşık organizasyonları yöneten bir mühendistim. Akşamları ise sahne tozunu yutuyor; oyuncu ve zaman zaman yönetmen olarak varlığın, duygunun ve ifadenin alanını keşfediyordum.

Bu iki alan birbirine zıt değildi. Onlar iki farklı dildi. Biri yapı, netlik ve sorumluluk anlayışımı şekillendirdi. Diğeri ise kırılganlığa, bedensel farkındalığa ve insani bağa olan duyarlılığımı derinleştirdi.

Bu, “iki arada kalmışlık” meselesi değildi; içimdeki iki yönün birbirini beslediği süregelen bir diyalogdu.

eşik

Bir karakteri gerçekten var edebilmek için insan ruhunun derinliklerine inmek gerekiyordu. Performans ile psikolojinin kesiştiği bu alan bana şunu gösterdi: sanat yalnızca bir ifade biçimi değil, aynı zamanda güçlü bir dönüşüm aracıdır. Mühendisliğin analitik yapısı ile tiyatronun duygusal derinliği arasında kurduğum bu köprüden üçüncü bir pratiğe yöneldim: koçluk.

Kurumsal hayata ve sahneye paralel olarak 13 yıl boyunca Sertifikalı Koç olarak; kariyer soruları, yaşam geçişleri, kaygı, belirsizlik ve tükenmişlik anlarında insanlara eşlik ettim. Bu süreçte yalnızca kelimelerle değil; sanatsal sezgilerimden yararlanarak duyusal, sembolik ve bedensel araçlarla çalıştım. Yaratıcılığın, içgörüye ve rahatlamaya beklenmedik yollar açtığını defalarca deneyimledim.

Sanatın bu dönüştürücü gücünü ne kadar çok gözlemlediysem, onunla daha derin bir şekilde çalışmaya duyduğum istek de o kadar arttı. Yaratıcı süreçlerin içinde bulunmaktan aldığım keyif ve merak, beni sanat psikoterapisi alanında eğitim almaya yönlendirdi.

yerini bulan

İstanbul’da farklı disiplinlerle kurduğum dünyam, sanat terapisine olan tutkumla birleşerek beni Barselona’ya taşıdı; eğitimimi ve yeni mesleki yolumu burada inşa ettim.

Bugün Barselona’da yaşayan bir sanat psikoterapisti olarak; çocuklar ve yetişkinlerle çalışıyorum. Danışanlarım arasında profesyoneller, göç deneyimi yaşayan bireyler ve nöro-çeşitliliğe sahip kişiler yer alıyor. Travma, kaygı, depresyon, yaşam zorlukları ya da engellilik gibi konularla baş etmeye çalışan insanlara eşlik ediyorum.

Köklerim Türkiye’de ve bağım hala canlı. Yolum, yüz yüze terapötik grup çalışmaları ve atölyelerle sık sık hem İstanbul’un dinamizmine hem de Datça’nın dinginliğine düşüyor.

Terapide açtığım alan da bu çeşitlilikten beslenir. Hem çerçevesi net hem de insani bir zeminde sözcükler ve sanat birlikte çalışır. Hiçbir duygu “fazla” değildir; hiçbir deneyim düzeltilmesi gereken bir “hata” olarak ele alınmaz.

Süreç, her insanın biricik hikâyesine göre şekillenir. Terapide teknikler yol gösterir; dönüşüm, ilişki içinde ve yaratıcılığın açtığı temas alanında gerçekleşir. Bu nedenle birlikte ilerlerken ne acele edilir ne de bir performans beklenir. Güvenli, istikrarlı ve dikkatli bir eşlik içinde, değişim kendi ritmini bulur.

yolculuğum